tülay's profileTÜLAYPhotosBlogListsGuestbook Tools Help

   sevgi üç türdür bir düşünüre göre...eğer sevgi..çünkü sevgi..ve rağmen sevgi...bunların içinde en güvenilecek sevgi tabiki rağmen sevmek..

 bir koşula bağlı olmadan ve karşılığnda birşey beklemeden herşeye rağmen sevmek işte gerçek sevgi bu..bizler dostlarımzı eğersiz çünküsüz herşeye rağmen severiz... dostlarla hepbirlikte sevgi dolu güzel günlere ......

Comments (312)

Please wait...
Sorry, the comment you entered is too long. Please shorten it.
You didn't enter anything. Please try again.
Sorry, we can't add your comment right now. Please try again later.
To add a comment, you need permission from your parent. Ask for permission
Your parent has turned off comments.
Sorry, we can't delete your comment right now. Please try again later.
You've exceeded the maximum number of comments that can be left in one day. Please try again in 24 hours.
Your account has had the ability to leave comments disabled because our systems indicate that you may be spamming other users. If you believe that your account has been disabled in error please contact Windows Live support.
Complete the security check below to finish leaving your comment.
The characters you type in the security check must match the characters in the picture or audio.

To add a comment, sign in with your Windows Live ID (if you use Hotmail, Messenger, or Xbox LIVE, you have a Windows Live ID). Sign in


Don't have a Windows Live ID? Sign up

s.a merhabalar ablaçığım nasılsın uzun zaman oldu gorusmeyeli tanımıssındır ınsallah.sen ve kardeslerım ıyılerdir ınsallah.
sağlıcakla kalın görüşmek ümidiyle allaha emanet olun.sayfan her zamankı gibi cok güsel ellerine sağlık
Apr. 6
asım balcıwrote:
   

Ben bir Türk’üm!!!
Ben;
Orta Asyadan Türeyen,
Anadoluda Büyüyen, Avrupa iclerine Yürüyen TÜRKŽüm.
Ben;
Atillayı, Yavuzu, Fatihi var eden, kralları, imparatorlari kendisine Yar eden, Düşmanına dünyasını dar eden TÜRK'üm.
Ben;
Damarlarında asil kanın aktığı ırkım, Benden
bahseder destanım,Ağıtım,TÜRK'üm,ben
TÜRK'üm!!!

Mar. 21
kemalwrote:
SELAMLAŞMA VE ÖNEMİ


Siz İman etmedikçe cennete giremezsiniz.Birbirinizi sevmedikçede gerkeç mümin olamazsınız. size bir şey göstereyim mi ki, onu yapmadığınız zaman birbirinizi sevmiş olalamzsınız: Aranızda selamı yayın." ( Buhari )



Yüce dinimiz İslam, adabı muaşeret kurallarına çok büyük önem vermiştir. Bu kuralların başında da selamlaşma gelir. Selam, bir Müslümanın diğer Müslüman kardeşi hakkında iyi dilekte bulunması, ona dua etmesi olup( İbn-i Mace 1-480 ), saygı ve sevginin belirtisidir.


Selam aynı zamanda ’u Teala’nın isimlerindendir. Birbirini tanıyan insanlar, birbirine selam verip alınca, aralarında anlaşma ve kaynaşma sağlanmış olur. Bizim için selam, dostluğun, kardeşliğin karşısında sevgi ve saygı duymanın, mütevazı davranmanın ve insanları kazanmanın ilk basamağıdır. Yüce “Size biri selam verdiğinde ondan daha güzeli ile veya aynısı ile karşılık verin” buyurmaktadır.(Nisa, 86)


Bunun en güzel örneğini peygamber efendimiz (s.a.v) göstermiştir. O, birisine “Selamün Aleyküm” diye selam verildiği zaman on sevap kazanıldığını, selamdaki ifadeler arttıkça sevabında artacağını haber vermiştir.( Ebu Davud, Edep, 132; Tirmizi, İsti’zan )


Selamın en güzel ve en fazla sevap kazandıran sözlerini “esselamü aleyküm ve rahmetullahi ve berakatüh” olarak bildirmiştir. Buna karşılık cevabın da, ‘’ın rahmeti hepinizin üzerine olsun’ şeklinde olmasını tavsiye etmiştir.

Yüce dinimiz İslam, hayırlı işlerde acele etmeyi ve birbirimizle yarışmayı tavsiye eder.( Bakara, 148 )


Selam da bu hayırlı işlerden biridir. Bu sebeple önce davranan daha çok sevap kazanır. Çünkü o, Teala’nın adını daha önce anmış ve karşısındakine daha önce dua etmiş ve hayırlı bir ameli başlatmanın sevabını daha önce kazanmıştır. Bu konuda Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) insanların katında en değerlisi selama önce başlayandır. (Önce selam verendir) ( Ebu Davud, Edep, 133 ) buyurmuşlardır.



Selamlaşırken dikkat edilmesi gereken hususlardan biri de selamlaşmanın adabına uymaktır. Araçta olan yürüyene, yürüyen oturana, sayıca az olan çok olana selam verir.( Buhari, İsti’zan, 56)

Ayrıca evlere girildiğinde güzel ve iyi bir dilekte bulunarak selam verilmesi( Nur, 61) tavsiye edilmiştir. Peygamber Efendimiz {s.a.v} “ Kendi ailenin yanına girdiğinde selam ver ki ; sana ve ev halkına bereket olsun( Tirmizi, İsti’zan, 10 ) buyurmuşlardır.


Hutbemi, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (s.av)’in bir hadis-i şerifi ile bitirmek istiyorum. “İman etmedikçe Cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe de iman etmiş olamazsınız. Yaptığınız zaman birbirinizi seveceğiniz bir şey söyleyeyim mi? Aranızda selamı yayın.”( Müslim, İman 13 )



Bir mektupla selam yazılmış olursa ya dil ile ve ya yazı ile "Vealeykesselam" denilir. Selama karşılık veremeyecek durumda olanlara selam vermek mekruhtur. Onun için yemek yiyene, Kur'an Okuyana Hutbe dinleyene, namaz kılana selam verilmemelidir. Verilirse, cevaplanması mutlaka gerekmez. İşlediği günahı açıkça söylenmekten çekinmeyen kimselere (fasık)lara selam vermek mekruhtur.

Sonuç: Selam verip almak, bir dostluk belirtisidir, sevgi alametidir. Fakat selam verirken aşağı doğru bükülmek mekruhtur. öyle ki, bazı alimlere göre, selam verirkek rukü haline yakın eğilmek, secde etmek etmek gibidir. Haratıklara saygı için yapılacak bir secde ise imana aykırıdır.

Elhamdulillah herşey acık ve orta'da !



Esselamün Aleyküm , azze ve celle'nin Rahmeti ve Bereketi üzerinize olsun, inşallah
Dec. 21
kemalwrote:

 

Ben Hiç kimseyim

Herkes gibi davranma bana,
Yanlış yaparsın, ama anlayamazsın.
Anlam veremezsin, tepkisiz tepkilerime.
Çünkü ben farklı denizlerde yüzmeyi severim.

Farka, fark atmayı severim.
Anlamsızca bakmanı isterim yüzüme.
Sevmem tanınmayı, kıyıda yalnız başıma,
Yalnızca seninle kalmak isterim her fırsatta...

Herkes gibi davranma bana,
Bilmezsin, sana nasıl şekil verdiğimi.
Daha önce aldığın, sonuçları alamazsın,
Tabu olmuş, basit ve sıradan hareketlerden.

Tabuları, yıkmayı severim...
Çünkü bilirsin sevmem sıradan olmayı.
Akıl alma, beni benden başka kimse bilmez,
Dedim ya! sevmem tanınmayı, severim yalnızlığı..

Herkes gibi davranma bana,
Ben daha öncekilerden farklıyım.
Dedim ya! Herkes gibi davranma bana,
Ben herkes değilim güzelim, ben hiç kimseyim…

aab3ee01f49fb7a20672dccob3.gif picture by gerd22

Allah yar ve yardımcın olsun

Nov. 5
ahmed akwrote:

Aşk Tüketimi..

Modern zamanların ruhen hasta ettiği insanların karşısına çıkardığı en önemli kandırmacalardan biridir aşk tüketimi. Popüler kültür, birçok şey gibi, aşk, sevgi, vb. kavramları da kendi menfaati doğrultusunda dönüştürmüştür günümüzde. Bu anlayışa göre insanların aşık olma zorunluluğu vardır hayatta. Bir an önce karşı cinsten birine aşık olmamak en büyük eksikliktir, hatta ayıptır. Bunun sonucudur ki bugün artık ilkokula giden çocuklar bile kendilerine sevgililer edinmeye başladılar.
Modernite, aşk tüketimi ile, evliliği sadece maddi olarak değil aynı zamanda duygusal olarak da zorlaştırmıştır günümüzde. Evlilik yolunda zaten israf ve görenek belası sonucu maddi şartları sağlayana kadar neredeyse hayatını yarılayan insanların karşısına bu sefer duygusal engelleri çıkartır. Öyle ya…İlla ki aşık olarak evlenmelidir insan.(!) Aşk tüketiminin bu anlayışı, evlenmeyi düşünen ve akıldan çok hisleriyle hareket eden gençlerin duygularını da malesef çok yanlış kullanmalarına sebep oluyor. Maddi şeylerdeki israf gibi duygular da çok kolay israf ediliyor bu yolda. Kanaate riayet etmeyen insanlar, kendilerine bahşedilen sevgi, saygı gibi duygulara da kanaat etmiyorlar. Dünyevi şeylerde hırs gösteren insanlar aşkta da hırs gösterip hasarete düşüyorlar. Yazılı ve görsel basın dizilerle, filmlerle, makalelerle, şarkılarla insanların kafasında öyle bir aşk anlayışı üretiyor ki, sanki insanın evleneceği kişi, karşısındakini vazgeçilmez olarak görmeli, o olmadan yaşayamamalı, onsuz hayatı düşünememeli, onsuz kendisini bir hiç gibi hissetmeli, herşeyini onda bulmalı, her an onu düşünmeli, vs vs. Oysa kimse birbiri için vazgeçilmez olmamalı. Kimse birbirinin herşeyi de olmamalı. Olamaz da zaten…Bu dünyaya çok önemli ve büyük vazifeler için gönderilen insanın hayattaki herşeyini fani bir kişiye bağlaması kadar anormal birşey olabilir mi?
Günümüzün hazıra alışkın nesli tevekkül, teslim, güven gibi duygularla belli bir zaman sürecinde çaba sarfederek, hak ederek, helal dairede karşılıklı olarak elde edilmesi gereken olgun sevgi yerine aşkı da hiç çaba sarf etmeden hem de haram helal dinlemeden bir anda elde etmek istiyor. Basamakları teker teker çıkmak yerine bir anda tepeye ulaşmaya çalışıyor. Görür görmez vurulacağı, yüksek voltajlarda elektrik(!) alacağı, masallardaki beyaz atlı prensini veya uyuyan prensesini bekliyor hazıra müptela gençlik. Ve bu uğurda hem de haram dairede deneme- yanılma yoluyla duygularını da bonkörce israf etmekten kaçınmıyor. Ama beklentiler çok yüksek olunca hiçbir şekilde tatmin de olunamıyor. Zaten mükemmel ve sonsuz olanı sevmek isteyen bir kalb, fani ve kusurlu sevgilerle nasıl tatmin olabilir ki? Karşısındakini mükemmel ve kusursuz olarak görüp ona göre ütopik hayaller kuran, gözünde aşırı derecede büyüten, ona göre aşırı değer veren bir kişi, sevdiğine kavuşup gözündeki hayal perdesi inince, karşısındakinin kusurlu yönlerini de görünce, ütopik beklentilerinin gerçekleşmediğini, heyecanının söndüğünü ve hiç de öyle beklediği gibi mutlu olmadığını, aslında o büyük duygulara da değmeyeceğini anlıyor. Geriye elinde gerçekleşmemiş hayaller, mutsuz aşklar ve bir yığın günah kalıyor. Aradığını başka bir fanide bulabilme hayaliyle yeni aşkların peşine düşüyor. Ama nafile…
İnsan mantık olarak kendisine uygun gördüğü, hayattaki önceliklerinin ortak olduğu, fikir ve ideal birliği kurabildiği birisini zamanla duygusal olarak da sevebilir ve benimseyebilir. Mantıkla birlikte duygular da gerekli elbette. Muhendislik hesabi yapar gibi yalnizca mantikla da hareket edilemez. Ama duygularını mantıkla yönetebilmeli insan. Yoksa sadece duygularla başlayan evliliklerde mantık gerektiğince işletilmemişse sonuçta hüsrana düşülüyor ve bu evlilikler çoğunlukla mahkeme koridorlarında sonlanıyor. Nitekim günümüzün duygularıyla hareket edip, aşık olarak evlenen, ya da öyle olduğunu zanneden neslinin geçmişe nazaran boşanma oranlarında rekorlar kırması, bu düşünceyi teyit ediyor kanaatindeyim. Oysa eskinin birbirlerini bile görmeden evlenen insanları öyle kolay kolay boşanmıyorlardı. Çünkü onlar hayalperest aşk maceraları peşinde koşmuyorlardı. Çünkü onlar günümüz bir kisim gençliğinin yaptığı gibi deneme-yanılma yoluyla harcadıkları duygularının sadece arta kalan kırıntılarını birbirleriyle paylaşmak zorunda kalmıyorlardı. Karşı cinse duydukları bütün duygularını sadece eşleri için harcıyorlar ve eşlerini uzun bir yolculukta birbirlerine yardımcı olacak fedakar arkadaşlar olarak görüp, Allah rızası için severek mutlu oluyorlardı. Eşlerini hatalarıyla sevaplarıyla kabul edip, ütopik beklentiler içine girmedikleri için hayal kırıklığına da uğramıyorlardı. Günümüzün aşk yorgunu insanları gibi ille aşık olmalıyım, ille elektrik almalıyım, neden arkadaşım çok elektrik almış da ben alamıyorum gibi saçma kıyas ve rakabetlerle kendilerini yiyip bitirmiyorlardı. Ama günümüzün başkalarında haset uyandırdığı oranda mutlu olacağını zanneden insanları malesef aşkta da yarış halindedirler. Başkalarının mutluluğunu bile kıskanırlar. Aşk tüketiminin gereğince mutlu olmasalar bile çok mutlu bir aşık rollerini takınırlar bir süre. Böylece dünya, sahte mutluluklar sahnesi haline döner.
Mümin için cennetten bir köşe haline gelmesi gereken aile hayatı da bugün malesef aşk tüketiminin tehdidi altındadır. Dini konularda hassas davranmaya çalışan insanlar da aşk tüketiminden ister istemez bir şekilde etkileniyorlar. Bu kesimde de artık evlilikler zorlaşırken boşanmalar kolaylaşıyor. Aşk tüketimi, bir taraftan evliliği mümkün mertebe engellemeye çalışırken, diğer taraftan var olan evlilikleri de tatminsizlik ve örnek gösterdiği sahte mutluluklara özenti ile yıkmaya çalışıyor. Bugün, aile henüz elden gitmemişken aşk tüketiminin karşısına aşk iktisadı ve aşk kanaatiyle çıkmak mutlak bir gereklilik olsa gerek. Yani bu dünyanın ahiretin tarlası ve imtihan meydanı olduğunu unutmayarak, evlilik hayatında da mutlak lezzet ve rahatın olmayacağını bilerek, aşkın başlangıç için bir sebep değil emek sarfedilerek elde edilen bir sonuç olduğunu akıldan çıkarmayarak, aşk tüketiminin esiri olmayarak, hayat gemisinin sahibine tevekkül etmek ve yükünü gemiye bırakıp zahmetinden kurtulmak gerek. Aksi halde tükenen sadece aşk değil aynı zamanda insanlık olacak…
Hasan Yükselten

 

 
hayırlı cumalar Tülay hanım ablam selam ve dua ile
Oct. 17
..s.a hayırlı cumalara hep beraber canım ablam.çok selam ediyoruz hepinize.kal sağlıcakla.Açık ağızlı
Oct. 17
..s.a..abla merhaba nasılsın iyisindir inşallah.yeni sayfa renkleri çok canlı çok güzel hayırlı olsun.ablama da bu yakışır..Açık ağızlı..eski tadı tuzu malesef yok be abla spacesin.ne varsa geçen sene de vardı.ama o da mazide kaldı.gelen gidenler hep yabancı ve hepside çok mesafeli sıcak can dan lık samimiyet hiç yok..yani ruhu yok şimdiki spacesin.bende öylesine bakıyorum artık.ama eskiyide çok arıyorum.deli dede ile başladık ama dede kayboldu ve takibinde diğerleride..bir sen birde ben kaldık başkada yok.neyse canım ablam kendine çok iyi bak.çocuklara çok selam.ben ara sıra gelir bi yoklarım seni.rabbime emanet ol.kal selametle..Açık ağızlı..
Oct. 13
slm arkadaşım.kandiliniz mübarek olsun.allah dualarınızı kabul etsin.allaha emanet olun.seni çok seven arkadaşın senin için de dua edecek bugün.umarım bende duadan nasibimi alırım
Sept. 26
ahmed akwrote:


 





GÜL LÜTFUNDAN ŞU SİNEME HÂR DÜŞER

Avuçlarımdan yere inci inci zâr düşer
Kudretle alnıma bir uzun intizar düşer

Hüsnünün karşısında bülbül olamadım da
Yine de gül lütfundan şu sineme hâr düşer

Ben hâlâ yanıyorum, gönül unutmadı ki
Nitekim nisyanın kalktığı yere nar düşer


Pay etmiş adaletle güya canan zamanı
Bilmem neden hep bana uzun sonbahar düşer

Vuslat ümidi bile gençleşmeme yeterken,
Bir lahzalık firakla gönlüm ihtiyar düşer


Kelime yârla başlar, hece müdamdır yârla
ve cümlenin sonuna nokta gibi, yâr düşer


Bir baktın ki sevgili parçaladın kalbimi
Sanırsın sinem üstüne şak-ı Zülfikar düşer

Ey kalkanı hâr, ölme ne olur başka yerde,
Sinem kabristanında sana da mezar düşer

Çarhı almış figanım, ay utanıp saklanır Derdime sema ağlar, tek tek yıldızlar düşer

Çözdüğün zaman hani zülfün dudak büker ya
Kalbimin en sıcak noktasına kar düşer

Sual ederler benden "seviyor musun hâlâ"
Dudağımdan cevaben sükûtla ikrar düşer

Mustafa Tanrıkulu




hayırlı cumalar ablacığım selam ve dua ile

Sept. 19
Magnoliawrote:
oll.gif picture by cagtay
Sept. 19